27/7/2008 - Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Gençliğe Hitabı
Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir. İslam sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Gençler de bu barışın teminatıdır. Barış, kardeşlik, sevgi, adalet ve huzur tüm insanlığın ortak talebidir. Müslüman gençlerin de bu değerleri taşımaları bir zorunluluktur.
Taşıdığımız bu sorumlulukların aksine bugün bütün insanlık bir buhranın içindedir. İslam coğrafyası ırkçı emperyalistlerin elinde kan gölü haline çevrilmiştir. Ayrıca işsizlik, açlık, insan hakkı ihlalleri ile dünya gençliği bunalıma sürüklenmektedir. Bunalımdan çıkmanın yolu ancak ve ancak Milli Görüş ile mümkündür.
Bizim davamızın esası şefkattir. Gayemiz, tüm insanlığın saadeti için bütün gücümüzle çalışmaktır. İnsanlığın saadeti için çalışmak inancımız gereğidir. Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerin itici gücü tarih boyunca gençler olmuştur. Çelebi Mehmet'leri ve Fatih'leri yetiştiren bu coğrafya bağrından sayısız kahraman çıkartmıştır, yine çıkartacaktır. Bizim hareketimizin motoru gençliktir. Genç, davasının sancağını en yükseğe diken Ulubatlı Hasan'ların yolunda yürüyen insandır. Gençliğini insanlığın kurtuluş davasına adayan Milli Görüş gençliği, dün olduğu gibi, yeni dönemde de büyük şahlanışıyla destanlar yazacak potansiyele sahiptir. Bu bağlamda Milli Görüş genci sağlam bir itikat ve inanca sahip olmalı, iç ve dış temizliğine de dikkat etmelidir. İbadetlerini ihmal etmemeli, ahlak sahibi bir insan olarak kendi nefisini de terbiye ederek bütün insanlığın saadeti için çalışmalıdır.
Şunu unutmayalım ki, gerek Selçuklular gerek Osmanlılar bin yıldan beri yeryüzünde hakkı ve adaleti tesis ettiler. Sadece çok büyük devlet adamları, bilim adamları olduğu için değil, aynı zamanda bütün yönleriyle güçlü oldukları için yeryüzündeki bu büyük hizmeti Cenab-ı Allah onlara nasip etmiştir. Çünkü Anadolu'muzun her yerinde alimler insanları irşat ediyor gençlerimize örnek oluyorlardı. Bu güzel örnekleri gören gençlerimiz aynı inanç ve imanla yetişiyor, bir Seyit Çavuş böyle meydana geliyordu. Tarihimizdeki bütün zaferler silahla değil maddi üstünlükle değil sadece iman, aşk ve azimle kazanılmıştır. Bir ülkenin gücü; tankı, topu, parası değil, imanlı evlatlarıdır. Bunun da temelinin; inançlı, milli ve manevi değerlerine bağlı aileler olduğu unutulmamalıdır. İnanç, her şeyin temelini teşkil eder ve gençler olarak sağlam bir imana sahip olunmalıdır. Kıymetli gençler insanların hayrı ve saadeti için, tüm gücünüzle çalışın. Her nefesin hesabının verileceğini bilerek, hayır yolunda çalışın. Ömrünüzün sonuna kadar insanlığa hizmete devam edin.
Ayrıca asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır. Bu bağlamda, fert fert şu söyleyeceğim sözlere kulak veriniz, Milli Görüş'ü bilmek için, bugünkü olayları bilmek için mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Milli Görüş'ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, söyleyeceklerime dikkat ediniz.
Kıymetli gençler, herhangi bir kimse Malazgirt'te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa'nın içlerine yürümeden, Seyit Çavuş olup 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah” deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya'nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden Milli Görüş'ün ne olduğunu anlayamaz.
Sizler bu şuura ermiş gençler olarak, insanlığın saadeti için çalışıyorsunuz. Bütün dünyanın sizin bu çalışmalarınıza ne kadar ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu dünyayı inşaallah sizler kurtaracaksınız. Çünkü yaşadığımız olayların bir tek ilacı var, yıllardan beri tecrübelerimizle belirttiğimiz gibi bu ilaç da ancak Milli Görüş’tür. Bu davanın motoru olarak gayretli çalışmalarınız inşaallah dünyadaki insanları kurtaracaktır. Hepimiz sevabı da, vebali de olan büyük bir sorumluluğun altındayız.
Yıllardır tüm insanlara duyurmaya çalıştığımız evrensel hakikatleri, gönülden gönüle nesiller boyunca taşıyacak olan gençlerimizin, insanlığın beklediği büyük hamleyi en kısa zamanda gerçekleştireceklerine olan inancımız tamdır.
Bu münasebetle ülkemizin her köşesinde canla başla çalışan bütün gençlerimizi alınlarından öpüyor, muvaffakiyetler diliyorum. Allah (c.c) hepimizi cennetinde buluştursun.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/7/2008 - Karamsarlar, karartır dünyayı
Kolunu kaldırmadığı halde tutunacak dalı olmadığından şikayet edenler, gerçeklerle yüzleşmekten korktukları için hep hayal kuranlar ve “Hayallerim suya düştü” diye yakınanlar, üşütürüm endişesiyle hiç dağa çıkmadığı halde “Güvendiğim dağlara kar yağdı” diye sızlananlar,
Hastalık hastası olduğu için doktor tavsiyesi olmadan hapı yutanlar, olmayan işi bitenler, tembellikten canı sıkılanlar, gündüzü gece görürler, herkesi hırsız sanırlar, baharın çiçeklerini kışın karı zannederek üşürler.
“Allah var keder yok” diyenler, önce iç dünyalarını güzelleştirenler her olayın güzel tarafını görürler. Belaların içinden devaları ararlar. Güllerin dikenlerinden önce gül yapraklarını görürler.
Gül kokusundan etkilenince dikenlerin dalamasını duymayanlar, aslında kendi iç dünyalarının güzelliğiyle olayları ve eşyayı yorumlarlar ve rahat ederler.
On beş milyonluk İstanbul şehrinde bir günde beş tane gasp olayı olsa, akşam haberlerinde abartılı ifadelerle duyurulsa hemen karamsarlar o haberi iç dünyalarındaki büyüteçle bir milyon defa büyütürler ve İstanbul’da yaşanmaz demeye başlarlar.
Halbuki aynı gün bu İstanbul’da milyonlarca insanımız bir başkasına iyilik yapmıştır.
Özürlü birini karşıdan karşıya geçirmiştir. Adres sorana adresi tarif edenler, kendisi götürenler, hasta komşusunu kendi arabasıyla hastaneye götürenler, ihtiyaç sahibi birinin yardımına koşanlar, başı daralanın başını rahatlatanlar, canı sıkılanın kederini giderenler ve daha binlerce çeşit iyilik yapanlar milyonlarcadır.
İki sene yani yedi yüz otuz günlük askerliğimi yapmak için köyümden uğurlanırken babam (Allah rahmet eylesin) “Oğlum, sen nasılsan askerlik de öyledir. Bizim köyü orada bulacaksın. İyiler çoğunlukta olur” demişti. Hakikaten ben köyüm gibi gördüm orasını.
Askere gitmemek için çeşitli dalavereler üretenler, hayatlarında da kara gözlüklerle görürler her şeyi.
Tatilini İstanbul’da geçiren öğrencilerine öğretmenleri İstanbul’u sorar. Birisi, “Öğretmenim, din, iman bizim buralarda. Cuma günü ezan okunduktan sonra baktım hiçbir kimse camiye gitmemiş. Hepsi sokaklarda geziyorlar.
Öbür öğrenci, öğretmenim İstanbul gerçekten İslambol’muş. Cuma ezanı okunduktan sonra dışarıda hiçbir kimse kalmıyor. Camilerde namaz kılacak yer bulunamıyor ve dışarılara taşıyor.
Bir diğeri, “Eğlence merkezleri dolup taşıyor” diye rapor ederlerken aslında kendilerini rapor ettiklerinin farkına varamıyorlar.
Sevgili peygamberimiz buyurur: “Kim insanlar helak oldu” derse o helak olanların başında gelir. (veya bir rivayette) helak edenlerin arasındadır” buyurmuş. (Ebu Davud, Edeb, Hadis 4983)
Hadisi şerh eden Hattabi: “Bu sözü ayıplamak için dahi söylememek gerekir. Ayıplamak için veya kendisinin faziletini anlatmak için söylüyorsa yine helak olanlardan olur” diyor.
Çözüm üretme durumunda olanlar, kendi aralarında konuşurlar ve olumlu yönde çareler üretirler.
Yoksa “Gül dalında niçin diken besleyelim? Öyleyse gül neslini kurutalım” diyenlerden oluruz.
Biz, toplum doktorları gibi davranacağız. Hastalıkları bileceğiz. Mikrop korkusundan mikrop üretme istasyonları kurmayacağız. Rabbin şifa hazinesi Kur’andan çareler arayacağız. Ama hastamızın hastalığını el aleme teşhir etmeyeceğiz.
mahmut toptaş
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
sessizsedasızbiryolcu...!
Kategoriler
Arkadaşlarım
busecegunler
|